Sermayenin endüstriye katkısı nedir?

Sermayenin endüstriye katkısı nedir?

Sermaye ve endüstri arasındaki ilişki karşılıklıdır. Kapitalist toplumların endüstrileşmesinde, sermaye birikiminin rolü çok büyüktür. 16.yüzyıldan itibaren başta İngiltere olmak üzere batı medeniyeti, coğrafi keşiflerle kurulan yeni ticari rotalar sayesinde 18.yüzyılın sonuna kadar hatırı sayılır miktarda sermaye birikimini sağlamışlardır.

Batı Hindistan Şirketi gibi devletlere kafa tutabilecek, kendi ordularını kurabilecek büyüklükte şirket sermayeleri. Endüstri devrimiyle birlikte başta tekstil olmak üzere tüm endüstri kolları bu kapital sayesinde büyümüş ve batıyı 19.yüzyılda diğer medeniyetler karşısında üstün bir konuma getirmiştir.

Ülkemiz özelinde düşünecek olursak.1600-1900 yılları arasında Avrupa’nın izlediği sermaye politikasına Osmanlı Devleti’nde rastlanmaz. Esnaf loncaları üretimi tekelde toplamış, üreticilerin üretim miktarı ve yöntemi karşısında töresel kurallar belirlemiştir. Bireysel zenginliğin belli bir miktarın üstüne çıkması sosyal ve dinsel sebeplerle engellenmiştir. Orta çağ ve hatta Yeniçağda bu metod, toplumsal dayanışmanın kuvvetlenmesi ve birliğin sağlanması için güçlü bir yöntemken, sanayi devriminden sonra patlama yapan Avrupa üretimi ve buna bağlı olarak biriken büyük sermaye karşısında yetersiz kalmıştır.

Özellikle 1924 İzmir İktisat Kongresi’ nin en önemli tartışması, bu milli sermaye birikimi ve milli burjuvazinin kurulması için gerekli imkânların yaratılması yönündedir.

Sermaye ‘nin dolaşması için gerekli olan finansal araçlar(Bankacılık, borsa vs.),ekonominin esnekliği açısından önemlidir. Buna rağmen bu ilişki her zaman olumlu yönde seyretmeyebilir.

Kapitalizmin artık değer birikimi, kritik eşiklere ulaştığında ekonomik krizler meydana gelir. Üretim araçlarında bir azalma ya da eksilme olmadan paranın dengesinin bozulması bu krizlere sebeptir. 19.yüzyılın ikinci yarısında, her 10 yılda bir farklı büyüklükte ortaya çıkan krizler her defasında daha da büyüyerek, zirvesine yirmili yılların sonunda ulaşmıştır.

Tarihin en büyük krizi 1929 yılında Amerika’da başlamış, yarattığı sosyal koşullar, Dünya’yı 2.Dünya Savaşı’na sürüklemiştir. Sonrasında uygulanan Keynesyen politikalar, bankacılık rekabet düzenlemeleri ve sosyal devlet anlayışı, paranın kitlelere dağıtılarak daha homojen bir ekonomi kurulmasını sağlamıştır. Tüm önlemlere rağmen bu “aşk nefret” ilişkisi, hala krizler yaratmaktadır.

Sonuçta endüstri üretimin ve sermayenin kaynağıyken, sermaye endüstrinin gelişmesindeki ana lokomotiftir.

  • Site İçi Yorumlar
  • Aşağıdaki Boş Yeri Doldurun *Captcha loading...